Hollanda'da bir kaç hafta

Friday, 26 October 2012

Hollanda Eğitim Bakanlığı’nın davetiyle ekim ayı boyunca Hollanda’da kalan Sevim Ak, Hollanda gezisini kendi penceresinden anlattı.

Puldan Taştan Lahanadan adlı kitabım Hollandacaya Mol en de Levende Dingen (Köstebek ve Yaşayan Şeyler) adıyla çevrildi. Kitabın duru ve temiz çevirisi, anadili Hollandaca olan Türkolog Hamide Doğan’ın eseri. Kitap, 3-13 Ekim 2012 tarihleri arasında Hollanda Eğitim Bakanlığı’nın düzenlediği “Çocuk Kitapları Haftası”nda okunması önerilen kitaplar kataloğunda yer aldı. Bu nedenle bazı okul ve kütüphanelerde düzenlenen birçok okuma etkinliğine katılmak üzere Amsterdam’dayım.

İlk okulumuza, Den Haag’daki Onza Wereld ilköğretim okuluna, kitabımın çizeri, kardeşim Behiç Ak’la davetliydik. Çocuk Kitapları Haftası, bu okulda, çeviri kitabımın tanıtımını da içeren bir törenle başladı. Eğitim Bakanı Müsteşarı Marjan Hammersma’nın konuşmasından kitabımın Hollandacaya çevrilen ilk Türk çocuk kitabı olduğunu öğrendim. Hollanda-Türkiye diplomatik ilişkilerinin 400. yılı nedeniyle çocuk kitabı seçimi için danıştıkları kişilerin, çoğunlukla bu kitapta birleştiklerini işittim. İlk bilgiyle içimde tuhaf bir hüzün, ikincisiyle tatlı bir gurur dolandı. Bu arada kitap, takıntılı iki kahramanın öyküleriyle estetik, sanat, değişim-dönüşüm üstünde düşündürtmeyi amaçlıyor.

 

Çocuk Kitapları Haftası

“Hollanda çok kültürlülüğe kucak açmış bir ülke; hoşgörü, özgürlük, vicdan kavramlarını
uzun yıllar konuşarak, tartışarak güleryüzlü bir toplum yaratmayı başarmış.”

Çocuk Kitapları Haftası, Hollanda’da her yıl yeni bir temayla merhaba dermiş çocuklara. Bu yılın teması “Merhaba Dünya” olarak belirlenmiş. Logosu ise, Dünya küresi üstünde el ele tutuşmuş, farklı kültürlerden güleç yüzlü çocuklar... Hollanda çok kültürlülüğe kucak açmış bir ülke; hoşgörü, özgürlük, vicdan kavramlarını uzun yıllar konuşarak, tartışarak güleryüzlü bir toplum yaratmayı başarmış.

Biz de “Merhaba Dünya” temasıyla bire bir örtüşen bir okulda haftaya girdik. 800 öğrencili okulun 500 öğrencisi Türk, diğerleri de Surinamlı, Faslı, Somalili’ydi. Türkçe ve Hollandaca okumanın ardından bir sürpriz ile karşılaştık. Kitabın temasına vurgu yapan hoş bir aktivite! Çocuklar çöp diye bir kenara attığımız bir sürü malzemeden kendi elleriyle tasarladıkları “dönüştürülmüş giysi”lerle sahneye çıktılar. Pet şişeler, gazete, kese kâğıtları, teller, perde boncukları, kumaş parçaları nasıl yeniden hayata dönermiş gösterdiler. Abartısız, doğal ve içten bir şekikde yapılan bu sunum, alkış yağmurunu hak etti elbette. Bu atölyeyi çocuklarla birkaç haftalık çalışma sonucunda ortaya çıkaran grup Zus’teen’e gönülden teşekkür...

Çocuk Kitapları Haftası’na özel olarak hazırlanan “Merhaba Dünya” isimli şarkının da, on gün boyunca tüm okullarda çocuk korosuyla söyleneceğini öğrendik… Açılışa noktayı, bu şarkıyı değişik renk ve kültürlerden ama tek yürekle, içtenlikle söyleyen çocuk korosu koyarken,salon coşkudan yerinde duramıyordu.

“Bu dünya hepimizin

bin türlü renk

kırmızı, beyaz, maviden

çok çok fazlasının

bu dünya hepimizin”

 

Ertesi akşam çok sayıda yazar-çizer ve yayıncının yanı sıra çocukların da katıldığı balonun konukları arasındaydık. Alt ve üst fuayeler çocuklara yönelik atölyelerle dolup taşmıştı. Yazarlar, konuklar yerel ya da masal kahramanlarının giysileriyle enerjik, sıcacık bir atmosfer oluşturmuşlardı.

 

Kütüphane ziyaretleri

“Kültürler arasında sıkışmış bu çocukların dünyalarını daha kolay anlamaya başlıyorum... Çünkü yıllardır ülkemin Doğu ve Güneydoğu Anadolusunda yaşayan anadili Türkçe olmayan çocukların dünyalarının yakın tanıklığını yapıyorum.”

3 Ekim günü Den Haag’daki 20 bin kitaplı Transvaalkwartient Semt Kütüphanesi’ni ziyaret ettik. Kütüphanenin bilgisayar bölümünü dolduran öğrenciler, ödevlerini hazırlamak için kütüphane görevlilerinden destek alıyorlardı. Koridorlarda ise kitabını geri getiren, raflardan yeni kitaplar seçenlerin yoğun trafiği vardı. Okuma saatine Türk çocuklar anneleriyle birlikte geldiler. Anneler çocuklarının Türkçeyi unutmasından kaygılıydılar. Türk çocuklar, 4 yaşına kadar evde anadillerini konuştuklarından Hollandacaları zayıf kalıyormuş. 4 yaşında başladıkları anaokulunda Hollandacaları geliştikçe Türkçe iletişimleri azalıyormuş. 2004’ten beri  eğitim müfredatından seçmeli Türkçe dersi kaldırıldığı için çocukların Türkçe kitaba ilgisinin de azaldığı yorumu yapılıyor. Dile duyarlı aileler çocuklarını iki dilli yetiştirmek için çabalıyormuş.

Söyleşinin ardından anne ve çocukları kitap raflarını karıştırırken gözledim… 8-9 yaşlarındaki çocuklar için seçilen kitaplar az yazılı, bol resimli kitaplar. Kalın ve az resimli kitaplara pek yanaşmadılar.

5 Ekim günü gittiğimiz Deventer Kütüphane’sine ise, Mikado ve Rivierenwicjk okullarından yaklaşık 80 öğrenci gelmişti. Belediye encümeninin Hollandaca okuma için gelişi benim için günün hoş sürpriziydi.

Kütüphane görevlileri önceden hazırlıklıydı; kitap önceden okunmuş ve sorular belirlenmişti. Çocukların kitabın karakterlerinden simetri  meraklısı Simri adam olmayı seçmeleri kadar rahatlıkları ve neşeli halleri beni çok şaşırttı…

İyisi mi etkinliğin yorumunu Destentor gazetesinden  Sander G.’nin, bir gazetecinin gözüyle izleyelim:

Yazının başlığını görünce, “Yaşımı soran çocuğa ‘büyükannen yaşındayım’, yanıtını vermeseydim keşke,” dedim.

8 Ekim’de Rotterdam De Mare Montessori okulunda kendimi özel hissettim. Nasıl hissetmem; gümüşi oymalı, taht benzeri, şık bir mor koltukta oturmanın keyfi ve ayrıcalığı bir başka! Öğrencilerin kitabımla ilgili yorumları da kulağımda hâlâ:

Ø  “Bilmedigim yeni şeyler, gelenekler, sesler duydum, ilk başta yadırgadım. Okudukça ilgim arttı.”

Ø  “Kitap daha ilk satırlarından değişik geldi… Kahramanları beni hemen çekiverdi… O yüzden devam etmek istedim… Sonuna kadar okuyunca çok sevdim…”

Ø  “Yazar kitabı bilmediğim dilden ama sevecenlikle okuyordu. Onun sıcaklığını içimde hissettim.”`

 Öğretmenler de kitabı irdeleyerek okumuşlar; çıkarken görüşlerini belirttiler: “11-12 yaş grubuna uygun, şiirsel, hayal gücünü kamçılayan, felsefi bir kitap…”

10 Ekim’de Amsterdam’daki Lommerweg Semt Kütüphanesi’ne gelen çocukların öğretmeni 25 yıldır Hollanda’da yaşayan bir Türk. Ahmet öğretmen yabancım değil üstelik, 10 yıl önce İstanbul’daki bir seminerde karşılaşmıştık. Türk çocukların çoğu Amsterdam doğumlu; aileleri Sivas, Nevşehir, Niğde, Konya, Kars’tan gelmiş… Çocukların bazıları tatillerini geçirdikleri Türkiye’de yaşamak istediklerini dile getirdiler. 25-30 yıl Hollanda’da yaşamış aile büyüklerinin yaşlılıklarında köklerinin bulunduğu yere dönme arzularını anlasam da, iki dil arasında kalmış çocukların tercihlerini anlamam için etkili iletişimin gerekliliğini fark ediyorum.

14 Ekim günü Den Haag Atrium’daki “Çocuk Kitapları Fuarı”nda standımızı ziyarete gelen Türk öğretmenlerle sohbetlerden ve aktarılan makalelerden, kültürler arasında sıkışmış bu çocukların dünyalarını daha kolay anlamaya başlıyorum… Aslında bu benim için zor değil…  Çünkü yıllardır ülkemin Doğu ve Güneydoğu Anadolusunda yaşayan anadili Türkçe olmayan çocukların dünyalarının yakın tanıklığını yapıyorum.

Amsterm’ın Jordan bölgesindeki Dr. Rijk Kramer okulunda ise bu kez Hollandalı çocukların ağırlıkta olduğu gruplarla buluştuk. Çocuklar kitabı okumuş, sorularını hazırlamışlar. “Bu kitaba bir not vermem gerekirse 8,25 verirdim,” diyen kızın bakışlarındaki ışık hâlâ gözlerimin önünde. Çocuklar kitaptan istedikleri bir kareyi kendi gözlerinden yorumlamış, resme dönüştürmüşler… Söyleşi sonrasında her biri tek tek resimlerini bana sunarken duygulandım.

 İşte onlardan birkaçı:

Amsterdam Joop Weasterwheelschool okulunun girişindeki süslemelerin boyanmış deterjan kutularıyla hazırlanışı gülümsetiyor. Çöpe atmamayı, dönüştürmeyi göstermenin en anlamlı yollarından biri işte…

 

Bir kitabın peşinden iki hafta boyunca süren yolculuğum yaşantıma yeni dostluklar, ilişkiler soktu. Farklı kültürlerden çocuklarla ortak bir metin üstünde konuşmanın keyfini, duyarlıklarımızın, empati duygumuzun sınırlarını geliştirmeyi tattırdı. Farklılığın güzelliğini, farklılıkları kabul ederek bir arada yaşamanın, başkasının sesine kulak vermenin önemini yeniden duyumsattı.

 

Sevim Ak